UZAY ARAŞTIRMALARI

0
31
uzay
Okuma Süresi: 5 Dakika

Uzay, (Feza) Dünya`mız ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, sonsuz olduğu varsayılan ama sonsuz olduğu hakkında kesin bir yargıya ulaşılamayan genişliktir.

Uzay Boş Bir Alan mı?

Genel kanının aksine uzay tamamen boş bir alan değildir. Yoğunluğu düşük olan parçacıklar, genellikle hidrojen ve helyum içerir. Bununla birlikte manyetik alanlar, elektromanyetik radyasyon, kozmik toz, nötrinolar ve kozmik ışınlar içerir. Uzayın büyük patlamanın kozmik fon radyasyonuyla belirlenmiş taban sıcaklığı (Kelvin) 2,7°K`dır. Bu sıcaklık yaklaşık olarak (−270,45 °C – 454,81 °F ) dir. Esasında bu sıcaklık oranı büyük patlamadan sonra açığa çıkan ışınımın günümüze kadar gelmiş dalga boyudur. Bu durum uzay neden soğuk? Sorusunun da bilimsel açıklamasıdır. Galaksiler arasında bulunan plazma, evrende bulunan baryonik maddelerin takriben yarısını oluşturur. Metreküp başına düşen hidrojen atomundan daha azı ve yüksek oranda kelvin sıcaklığı vardır.

Büyük Patlama Sonrası

Büyük patlamadan sonra açığa çıkan ve lokal madde içeren konsantrasyon, galaksilere ve yıldızlarda yoğunlaşmıştır. Araştırmaların çoğu galaksideki mevcut kütlenin %90 civarında bilinmeyen madde olarak adlandırılan karanlık kütle biçiminde olduğu yönündedir. Öteki maddelerin ise yerçekimi yolu ile etkileşen fakat elektromanyetik alanlarla etkileşmeyen bir madde yoğunluğu olduğu ifade edilmektedir.

Teleskoplar aracılığı ile yapılan gözlemler neticesinde, izlenebilen evrendeki kütle ve enerjinin daha çok karanlık enerji olduğu ortaya çıkmıştır. Çok az tespit edilen enerji ise vakum enerjidir. Süregelen araştırmalar sonucunda elde edilen tahmin, evrenin 4,9%`unun normal madde, 26,8%`inin karanlık madde ve 68,3%`ünün ise karanlık enerji ile oluştuğu yönündedir. Galaksiler arası uzay boşluğu evrenin hacminin büyük bölümünü kaplar. Bununla birlikte yıldız sistemleri ve galaksiler bile hemen hemen boş bir uzaydan oluşur.

Uzay Araştırmaları

Dünya`dan uzaya gidiş, uzayı keşfetme ve uzayda belli bir zaman geçirmenin uzmanlarca zor bir süreç olduğu ifade edilir. Kısa ve uzun vadede uzaya gidebilme çabası insanoğlu üzerinde psikolojik ve fizyolojik etkiler bırakabilir. Yerçekiminin olmadığı bir alanda hareket edebilmek adaptasyon konusunda zorlayıcıdır. Uzaysal yön vücudumuzdaki denge hareketliliği ve koordinasyonunu etkiler. Bu durumda da vücudumuz içsel dengesini kaybedebilir.

Yerçekiminin olmadığı alanlarda hareket etmenin kemiklerde mineral kaybına neden olduğu araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Ayda 1% olan bu kayıp, normal ve yerçekiminin olduğu yerlerde yaşayan bireylerde yılda %1 – 1,5% civarındadır. Uzay seyahati sonrası yaşanan bu durum, osteoporozla ilişkili kemik kaybına neden olabilir. Bu nedenle uzay seyahati esnasında düzenli bir şekilde egzersiz yapılmalıdır.

Bunun yanı sıra sağlıklı beslenmek de uzay seyahati için önemli bir gereksinimdir. Zira sağlıklı beslenilmezse kas gücünde azalma ve kardiyovasküler bozulmalar yaşanabilir. Yerçekimi olmadığı için vücut sıvısı başa doğru kayabilir ve ödem nedeni ile görme bozuklukları yaşanabilir. Kalsiyum atılımı ve dehidrasyon nedeni ile böbrek taşı gelişimi artabilir. Bu durumda ilaç kullanımı bile yeterli etkide olmayabilir. Çünkü uzay seyahati esnasında ilaçlar vücutta farklı tepkiler verir. Vücudumuzdaki her hücrenin ve sistemin sağlıklı besin ile işlevini yürütmesi gerekir. Aksi halde daha sonra sağlık açısından ciddi sorunlar doğurur. Son uzay araştırmaları bu kapsamda devam ediyor.

Uzaydan Gelen Radyo Dalgaları

Karl Guthe Jansky adlı bir mühendisin 1932 yılında tesadüfen bulduğu uzaydan gelen radyo dalgaları, sonraki senelerde radyoteleskopların oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Uzayın derinlikleri dinlenerek bu radyo dalgalarının esas nedenlerinin ulaşılmasına yol açmıştır. 2. Dünya Savaşı esnasında Almanlar tarafından geliştirilen V-1 ve V-2 füzeleri sonraki yıllarda uzayın keşfedilmesinde büyük bilgilere ulaşmasına yardımcı olmuştur. 1947 ve 1956 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri uzay ile ilgili çalışmalara hız verdi. Bu dönemde yapılan uzay uçuşu denemeleri uzay aracının yörüngeye oturtulmasında başarılı olmadı. 1957 senesinde SSCB Vostok roketleri adlı uzay aracı ile “Sputnik” adlı ilk yapay uyduyu yörüngeye oturtarak uzay araştırmaları yarışında bir adım öne geçti.

Uydulardan elde edilen veriler insanoğlunun hangi koşullarda uzayda yaşayabileceğinin ilk bilgileri oldu. Bununla birlikte “Uzay tıbbı” ortaya çıktı ve gelişti. Uzaya ilk seyahat eden insan da 12 Nisan 1961 yılında SSCB tarafından uzaya gönderilen Yuri Gagarin`dir. Bu uzay yarışında birçok ülke uzayı gözlemlemek, uzay boşluğunda insanoğlu için yerleşim yerleri aramak ve dünyadaki haberleşme iletişimini arttırmak için yörüngeye binlerce uydu yerleştirdi. 1969 senesinde ise Dünya uydusu Ay`ın ABD`li astronotlarca ziyaret edilmesi, uzay yolculuğunda en önemli adımlardan biri oldu. Günümüzde de uzayı keşfetme yarışı hız kesmeden devam etmektedir.

Uzay Boşluğunda Neler Var?

Uzayda neler var? Keşfedilen en belirgin gök cisimleri toz ve gaz bulutları, asteroidler, gezegenler, yıldızlar, kuyruklu yıldızlardır.

Yıldızlar

Yıldız daha çok hidrojen ve helyumdan oluşur. Uzayın karanlığında ışık saçan ve gökyüzünde bir nokta gibi görünen plazma küresidir. Dünyadan çıplak gözle görülen 6.000 civarında yıldız vardır. Dünya`ya en yakın yıldız ise Dünya`da yaşamın kaynağını oluşturan Güneş`tir.

Nebula

Nebula ya da toz ve gaz bulutu geniş bir alana yayılmış olan hidrojen, toz, iyonize gazlar ve helyumdan oluşan yapıdır. Bu toz ve gaz bulutları galaksilerin temel bileşenleri olup, yıldızlar arası boşlukta yıldızların yaydığı ışık ile görünür hale gelirler. Aslında her nebula yıldızların ölümü sonrası ortaya saçılan gazların oluşturduğu yapıdır. Yıldızlardan püskürtülen gazlar ile oluşur.

Asteroit

Asteroit  Güneş sistemi içerisinde bulunan ve gözle görülebilecek kadar büyüklükte olan taş ve gök cisimleridir. Asteroidlerin yörüngeleri genellikle Mars ve Jübiter gezegenleri arasındaki uzay boşluğu içinde yer alır.

Kuyruklu Yıldızlar

Güneş`e yakın geçerken ısınıp gaz açığa çıkaran küçük ve buzlu cisimlerdir. Aslında kuyruklu yıldızlar bir yıldız değildir. Su, kozmik gazlar ve donmuş gaz karışımından oluşurlar. Hareket halinde olan bu cisimler antik çağlardan beri biliniyor.

Galaksi

Kütle çekimi nedeni ile birbirine bağlı yıldızlardan, uzay boşluğunda bulunan plazma, toz ve gazdan oluşan yıldızlararası maddedir. Normal bir galaksi 1 Trilyona yakın yıldız içerir. Galaksi “Gökada” olarak da adlandırılır.

Göktaşı

Gezegenler arasında hareket eden ve bazı zamanlarda yeryüzüne de düşen katı uzay cisimleridir. Meteorit olarak da adlandırılır. Atmosfere sürtünerek geçince ışık saçar ve kayan yıldız gibi algılanır.

Gezegen

Gezegen (Planet) Güneş çevresinde kendi yörüngesini izleyerek hareket eden, ışığı olmayan ve Güneş ışığını yansıtan gökcisimleridir. Üzerinde yaşadığımız Dünya bir gezegendir.  Güneş sistemi içerisindeki en büyük gezegen Jübiter`dir.

Uzay Neden Karanlık?

Uzay neden karanlık? Sorusu birçoğumuzun aklına gelen bir sorudur. Gece boyunca gökyüzünün karanlık bir görüntü olması ilk olarak Güneş ışığının Dünya’nın karanlıkta kalan tarafına ulaşmamasına bağlanabilir. Fakat bu durum aslında çok daha komplekstir. Gece boyunca gökyüzünün karanlık olmasının nedeni yüzyıllar boyunca bilim insanlarını meşgul etmiştir. Ama bu sorunun cavabına ulaşmak ancak geçtiğimiz yüzyıldaki bazı bilimsel araştırmalar sonrasında mümkün oldu. İlk olarak Olbers paradoksu diye adlandırılan bu durumun nasıl çıktığına bir bakalım.

Işık uzayda nasıl yayılır? Gözlemlerin çoğu uzayın büyük bir alanının izotropik olduğunu ortaya çıkarır. Başka bir söylemle gökyüzünde nereye bakarsanız bakın homojen bir dağılım görülür. Eşit alanlarda neredeyse aynı sayıda yıldız, gökada vs. bulunur. Öyle ki hangi tarafa bakılırsa bakılsın, o taraftaki bir yıldızdan ışık gelir. Uzak olan yıldızlardan gelen ışık miktarı daha azdır. Fakat uzak mesafelerdeki yıldızlar yakınlardakilere göre daha çoktur.

Eğer Dünya’yı uzayda bir noktaymış gibi düşünürsek, Dünya’ya eşit uzaklıktaki noktalar bir kürenin yüzeyinde olacaktır. Kürenin kendi yüzey alanı, yarıçapının karesiyle doğru orantılı olduğundan dolayı Dünya’ya olan uzaklık 2 katına çıktığında o uzaklıkta bulunan yıldızların sayısı 4 katına çıkacaktır. Fakat yıldızlardan gelen ışığın miktarı ise aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır. Bu nedenle Dünya’ya farklı mesafelerden gelen ışık miktarı aynı olmalıdır. Fakat önceden evrenin sonsuz olduğu varsayılıyordu. Böylece bu varsayım bir paradoksa neden oluyordu.  O da şuydu: Herhangi uzaklıktaki bir yıldızlardan eşit miktarda ışık Dünya’ya kavuşuyorsa ve evren sonsuz ise gökyüzü gece boyunca da parlak olmalıydı.

Aslında uzayın her yönünde Büyük Patlama’dan geriye kalan ışık vardır. Fakat evren genişlediği için, kozmik mikrodalga ışıması olarak isimlendirilen bu ışığın dalga boyu da uzamıştır. Çıplak insan gözüyle, ışık tayfının mikrodalga kısmında bulunan kozmik artalan mikrodalga ışıması algılanamaz. Bu da uzay neden siyahtır? Gibi soruların cevabını anlamamız için bilimsel bir araştırmadır.

Uzay hakkında bilim insanları birçok araştırma yapmaya devam ediyor. Uzay ajansları, ayrıca uzay teknolojileri, uluslararası uzay istasyonları, bununla birlikte uzay mühendisliği ve uzay madenciliği alanları hızla gelişiyor. Bu nedenle uzay nedir? sorusuna cevap aramak için gelecek yıllardaki keşifler büyük önem taşıyor.

Bu yazımızdan sonra Galaksiler hakkındaki içeriğimizi okuyabilirsiniz. Keyifli ve sağlıklı bir gün dileriz.

Kaynaklar:

12

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here