Salı, Aralık 1, 2020
Ana Sayfa Davranış Bilimi Stockholm Sendromu: Katiline Aşık Olmanın Adı

Stockholm Sendromu: Katiline Aşık Olmanın Adı

Okuma Süresi: 8 Dakika

Stockholm sendromu nedir?

Stockholm sendromu, rehin tutulan birinin kendisini rehin alan kişi ile yaşadığı diyalog sürecinde ona karşı oluşan duygusal empati ve sempati halidir. Rehinenin içinde bulunduğu olumsuz durumu bir tarafa bırakıp, onu bu olumsuz durumun içine atan kişiye karşı duygusal yönelimi anlatan terimdir. Bir psikolojik durum ihtiva eder.

Psikiyatr Nils Bejerot tarafından isimlendirilen Stockholm sendromu, adını 1973 senesinde İsveç`in başkenti olan Stockholm`de yaşanan bir olay sonrasında almıştır. İşin temelinde katiline aşık olmak ya da hayatta kalmak için kendisine zarar veren kişiye bağlanmak vardır. Kaçırılan ya da baskı altında kalan insanlarda görülen bir tür psikolojik davranış durumudur.

Bankayı soymaya çalışan bir soyguncunun 6 gün süreyle rehin olarak tuttuğu bir kadın, soyguncuya karşı duygusal bir bağlılık gösterir. Rehine serbest kaldıktan sonra sadece soyguncuyu savunmakla kalmayıp, aynı zamanda nişanlısını terk ederek onu rehin alan soyguncunun cezasını çekerek hapisten çıkmasını bekler. Stockholm sendromu bizlere pek çok şey anlatıyor. Gelin, katiline aşık olmanın çıkış noktası olan Stockhom sendromuna ve bilimsel hikayesine bir göz atalım.

6 Gün Süren Soygun Girişimi

1973 yılında sıradan bir gündü. Tarih 23 Ağustos Perşembe günüydü. Bir marketten yiyecek ve içecek alıp biraz sonra büyük bir soygun hayali kuran Jan-Erik Olsson, diğer soyguncu arkadaşıyla birlikte silahını ceketinin içinde saklayarak oradan çıktı ve biraz ilerideki Kreditbanken isimli bankaya doğru yola koyuldu. Bankanın kapısına yaklaşan Jan-Erik Olsson ceketinin içinden silahını çıkararak banka kapısından içeri daldı ve havaya birkaç el ateş ettikten sonra şöyle bağırdı. “Hiç kimse kıpırdamasın ve yere yatsın, parti başlıyor!”

Kargaşa ve panik esnasında bazı banka görevlileri ve müşteriler dışarı kaçtı. Soyguncu bu duruma göz yummuştu. Ardından 4 banka memuresini rehin aldı. Birkaç dakika içinde oraya ulaşan polis içeri girip duruma müdahale etmek istedi. Fakat içeri girmeye çalışan ilk polis memuru soyguncunun ateş etmesi nedeni ile yaralandı. Bu olaylar zinciri güpegündüz Stockholm`ün orta yerinde dakikalar içinde yaşandı. Polis yaklaşık 1 saat sonra soyguncu ile iletişim kurdu. Bu iletişim sonrasında Jan-Erik Olsson yarısı İsveç kronu olmak üzere ve yarısı da döviz şeklinde 3 Milyon İsveç kronu tutarında para talep etti. Ayrıca kapının önüne süratli bir araba ve cezaevinde bulunan arkadaşı Clark Olofsson’un da getirilmesini istedi.

Parayı teslim aldıktan sonra rehinelerle birlikte kapı önüne gelip rehineleri orada bırakarak paralar ve arkadaşı ile birlikte arabaya atlayıp kaçmayı planlıyordu. Bu talepler sonrasında soyguncunun cezaevindeki arkadaşını polis öğleden sonra bankaya getirdi. Polis, soyguncu ile iletişimi cezaevinden getirilen Clark Olofsson aracılığı ile yapmaya başladı. Akşama doğru bankanın kapısının önüne Mustang marka bir araba bırakıldı. Ardından istenilen para da soyguncuya teslim edildi. Jan-Erik Olsson buna karşılık rehinelerden ikisini o esnada bırakmayı ve daha sonra polis kuşatmasının tamamen kaldırılmasıyla birlikte diğer rehineleri de serbest bırakarak arabaya atlayıp oradan uzaklaşacağını söyledi.

Fakat polis kuşatmayı kaldırmayarak soyguncuyu teslim olması ve rehinelerin hepsini bırakması konusunda ikna etme yollarına başvurmaya devam etti. Soyguncu paralarla birlikte arabaya binip kaçamıyor, çünkü polis buna izin vermiyordu.

Stockholm Sendromu Başlıyor

Stockholm sendromu bu bankada yaşananlarla başladı. Polis ablukayı kaldırmaya yanaşmayınca soyguncular plan yapmaya başladı. Aynı zamanda polis tavanda bir delik açtı. Polisin içeriye gaz vereceğini düşünüp ( Doğru tahmin ederek) rehinelerden birinin boynuna ip bağlayarak tavana astılar. Fakat rehine ayakları yere değdiği için ölmemişti. Soyguncular polise eğer içeriye gaz bombası atarlarsa diğer rehineleri de tavana asarak öldüreceklerini söylediler.

Polis rehinelere zarar vermemek için farklı planlar yapmaya devam etti. Bu kuşatma tam olarak 6 gün devam etti. Altıncı gün polis içeriye girdi. Soyguncular silahlarını atıp teslim oldular. Bu esnada çok şaşırtıcı ve ilginç davranışlar oluyordu. Hem de rehineler tarafından. Polisin içeriye girdiği sırada rehineler kendilerini soyguncuların önüne atıp polisin onlara silah sıkmalarını ve zarar vermelerini engelleyecek birtakım davranışlar sergiliyordu. Soyguncuların vurulmasını önlemeye çalışan rehineler “Sakın onlara ateş etmeyin, onları vurmayın” diye bağırıyorlardı.

Soyguncuların tutuklanmasından sonra da enteresan bilgiler gelmeye devam etti. Polis rehinelerden biri olan Elizabeth Smart’ın kaçabilme imkanı olmasına rağmen kaçmadığını öğrendi. Hatta daha garip olanı ise rehinelerin soyguncuların tutuklanmasından sonra onları hep destekliyor olmalarıdır. Rehineler soyguncuların aleyhinde mahkemede ifade vermekten kaçındılar. Dahası ise rehineler kendi aralarında para toplayıp soyguncuların mahkeme masrafını karşılamaya kalktılar. Ayrıca onları hapisteyken sık sık ziyaret ettiler.

Bu soygun olayından yıllar sonra orada rehine olarak bulunan bir rehine şöyle diyordu:

Soyguncu beni öldürmeyeceğini ve yalnızca bacağımdan vuracağını söyledi. O esnada ne kadar da nazik ve düşünceli bir insan olduğunu düşündüm.

Stockholm sendromu nedir? Ya da katiline aşık olma sendromu nedir? Sorularına yanıt aramak için farklı örneklemelerle devam edelim.

Patty Hearst Olayı

1973 yılındaki Stockholm soygun girişiminden 1 yıl sonra, Amerika Birleşik Devletleri`nde zengin bir ailenin çocuğu olan Patty Hearst, Simbiyonez Özgürlük Ordusu isimli bir grup tarafından kaçırıldı. Grubun üyeleri bu genç kızı ışık geçirmeyen küçük bir dolapta tutarak onu ölümle tehdit edip defalarca tecavüz ederek işkence yaptılar. Bir süre sonra onu ödüllendirmek adına dolabın kapısını çok az açık bırakarak genç kızın hava almasına izin verdiler. Patty Hearst bu halde dolapta 2 ay boyunca yaşadı.

Bu olaydan yaklaşık 1 yıl sonra Patty Hearst, elinde bir tüfekle San Francisco’daki bir bankayı soymaya kalkınca yakalandı. Bu genç kız Tania takma ismini kullanmış ve onu kaçıran grubun silahlı bir üyesi olmuştu. Tutuklandığı zaman şu cümleleri kullanmıştı:

Ben bir şehir gerillasıyım. Herkes bilsin ki kendimi bu şekilde güçlü ve özgür hissediyorum ve yüzüm gülüyor. Dışarıdaki tüm kardeşlerime sevgilerimi ve selamlarımı yolluyorum.

Jaycee Lee Dugard Olayı

1991 senesinde bir görgü tanığı bir karı koca tarafından küçük bir kız çocuğunun kaçırıldığını gördüğünü söyleyerek polisle iletişime geçti. Gerçekten de o dönemde 11 yaşındaki Jaycee Lee Dugard isimli kız çocuğu kaybolmuştu.

2009 senesinde 29 yaşındaki bir kadın, polis merkezine giderek kendisinin Jaycee Lee Dugard olduğunu söyleyene kadar bu kız çocuğundan hiçbir haber alınamamıştı. Jaycee Lee Dugard 11 yaşındayken bir çift tarafından kaçırılmış ve 18 yıl süresince esir tutulmuştu. Fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalan Jaycee Lee Dugard bu süre içinde iki çocuk dünyaya getirmişti.

İlk zamanlardaki tutsaklık döneminin sonrasında Jaycee birçok kez kaçma imkanı bulmasına rağmen kendi isteği ile kaçmamıştı. Hatta çok uzun bir süre boyunca telefon ve internete erişimi vardı. Ama Jaycee bu çifte karşı bağlılık hissettiğini söylüyordu.

Natascha Kampush Olayı

18 yaşında olan Viyanalı Natascha Kampush, 2006 yılında Wolfgang Priklopi adlı bir adam tarafından kaçırıldı ve bir hücrede esir tutuldu. İlk zamanlar yalnızca penceresiz bir yerde alıkonulmuştu. Fakat adam zamanla Natascha Kampush`un evin diğer diğer alanlarına da girmesine izin verdi. O evde yemek ve temizlik işleriyle uğraşmaya başladı. Birkaç sene sonra da bahçeye çıkmaya başladı. Onu kaçıran adam bir süre sonra da kızı arkadaşlarıyla tanıştırmaya başladı. 8 yıl süreyle çoğu kez aç bırakılan, tehdit edilen, fiziksel şiddet ve cinsel tacize uğrayan Natascha tüm bu olanlara rağmen kaçmamıştı.

Fakat 8 yıl sonra Natascha bir gün oradan kaçtı. Onu kaçıran adam bunu öğrenince trenin önüne atlayarak intihar etti. Kendisini kaçıran adamın ölüm haberini alan Natascha yıkıldı ve çok üzüldü. Öyle ki etrafında bulunan insanlar onu teselli etmekte çok zorlandılar.

Natascha`nın esir edildiği zamanlarda onu görenler, Natascha`nın çok mutlu ve neşeli bir karakter olduğunu söylüyorlardı. Natascha kendisi ile yapılan bir röportajda şöyle sölüyor:

Evet haklısınız. Çok farklı bir hayat yaşadım fakat birçok bakımdan bana faydaları oldu. Örneğin hiç kötü arkadaşlarım olmadı ve hiç sigara kullanmaya başlamamış oldum.

Stockhom Sendromu Psikolojisi

Yukarıdaki olayların dışında da benzer durumlar birçok kez görülmüştür. Rehinelerin paradoksa benzer bağlılıkları daha sonra akademik alanda ünlü banka soygununun yaşandığı şehir olan “Stockholm sendromu” ismiyle anılmıştır.

Stockholm sendromu ilk başlarda rehinelerin kendilerini esir alan kişilere karşı geliştirdikleri “sempati” olarak ifade edilmiştir. Yeni vakaların olmasıyla birlikte bu anlam genişlemiş ve sağduyuya aykırı nitelikteki davranışlarda artış gözlemlenmiştir. Toplama kamplarındaki esirlerin gardiyan ve askerlere karşı bağlılıkları, tarikat üyelerinin önderlerine karşı bağlılıkları ve şiddete maruz kalan kadınların eşlerine karşı bağlılıkları bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Peki bazı insanlar neden böyle davranıyor? İnsanlar nasıl olur da anlaması güç ve tuhaf bir şekilde kendilerine zarar veren kişilere karşı duygusal bir bağlılık gösteriyor? Mağdurun onu zor durumda bırakan insana karşı özlem duyması, yas tutması ya da onu korumaya çalışması nasıl bir davranış biçimidir? Ayrıca nasıl olur da bir insan ona terör davranışı uygulayan birinin daha sonra yerine geçebilir?

Stockholm Sendromu konusunda Uzmanlardan Örnekler

Aslında Stockholm sendromu olan bu davranış biçimi hayvanlarda da mevcut. İnsan dışı memelilerde, maymunlarda ve bazı sürüngenlerde de bu durum gözlemlenmiştir. Yani demek oluyor ki Stockholm sendromu sadece insanlarla sınırlı değildir. Baskın bir erkek maymun tarafından saldırı ve şiddete uğrayan dişi maymunların, sonrasında kendilerine şiddet uygulayan maymunlara sığındıkları gözlemlenmiştir. 1988 (Michael Chance)

Micheal Change`e göre bu davranış dişi maymunların kendi güvenliklerini sağlamaya yönelik davranıştır. Yaşamını idame etmek için gruptaki en güçlü maymuna sığınmış ve ona biat etmiştir.

Köpeklerde de şöyle bir davranış gözlemlenir: Güçlü bir köpek başka bir köpeğe saldırdığında güçsüz olan köpek sırt üstü yatarak bacaklarını oynatır ve yavru köpekleri taklit eder. Böylelikle diğer köpeğe kendilerinin bir tehdit olmadığını göstermeye çalışır. 1988 (Chance)

Eyleme yönelik perspektifte (Pragmatist) Stockhom sendromunun kurbana göre işlevselliği, kurbanın özgürlüğünü kısıtlayana yönelik olumlu duygularının travma ya da zorluklarla başa çıkma kabiliyetini arttırmasıdır. (1994) Auerbach ve arkadaşları.

Avcı ve toplayıcı toplumlarda kadınların rakip kabile ve toplumlar tarafından kaçırılıp alıkoyulmaları çok yaygındı. Bu kadınlar da oradan kaçmaları durumunda öldürüleceklerini öğrenmişlerdi. Bu nedenle çoğunluğu kendilerini kaçıran kabilelere itaat etmeye başladılar. Hayatta kalma içgüdüsü genler aracılığı ile günümüze kadar aktarılarak Stockholm sendromunun işlevselliğini kanıtlar nitelikte bir argüman oluşturuyor. Gençler ve kadınlarda bu durumun daha çok yaşanması buna kanıttır. 2014 (Sugiyama)

İki farklı insan grubunun savaştan sonra kendilerini yenen tarafa adamaları ve bağlılık göstermeleri Stockholm sendromuna makul bir örnek olarak verilebilir. 2002 (Henson)

Stockholm sendromunu salt kişisel travmaya yönelik bir psikolojik tepki olgusu olarak sınırlamamak lazım. Ezilen bir kitlenin ya da grubun travmatik sürece vermiş olduğu tepkiyi de kapsar ve bu durum “Toplum kapsamlı Stockholm Sendromu” olarak adlandırılır. 1995 (Dee Graham)

Bakış Açısını Benimsemek

Stockholm Sendromu`na göre ezilen ya da kurban birey/topluluk, şiddet ve tehdit yoluyla kendi özgürlüklerini kısıtlayanlara karşı yoğun stres altında onların bakış açısı ve fikirlerini benimseyebilir. Böylelikle artık kendi bakış açılarına göre kurban ya da ezilen olmaktan çıkıp kendilerini zor durumda bırakan kişilerin aslında yanlış anlaşıldıklarını savunurlar. Hatta onları birer kahraman bile ilan edebilirler. Kurbanın gözünde içinde bulunduğu vaziyet birden bire meşru bir duruma dönüşür.

Böyle bir durum sizlere çok farklı ya da inanılması güç gelebilir. Ama sıra dışı davranış modellerinde insanların tepkilerinin de sıra dışı olabileceği unutulmamalıdır.

İnsanların travmatik olaylara karşı bakış açılarındaki değişim 2004 yılında Speckhard tarafından yapılan bir araştırma sonucunda örneklenebilir.

2002 senesinde Moskova`daki bir tiyatro gösterisi 50 militan tarafından basılır ve içeridekiler rehin alınır. Silahlı çatışma sonrası saldırganların tamamı ve 130 rehine ölür. Orada bulunan bazı izleyicilerin davranışları dikkat çekicidir ve bu izleyiciler o esnada olanların tamamen sanatsal bir gösteri olduğuna inanmışlardır.

Ağır stres altında insanların bakış açıları değişiklik gösterebilir. Böylelikle aniden davranışlar da değişebilir.

Ezen Tarafa Geçen Mağdur

Ezilen tarafta olan mağdur nasıl olur da ezen tarafa geçebilir? Bunun anlaşılabilmesi için aşağıdaki açıklamalar verilebilir.

İnsan ve birçok canlı türünün bireyleri doğduktan sonra uzun bir süre dış dünyayı gözlemler ve kendisine bir yaşam normu oluşturur. Aslında bu normu kısıtlı bir alan için tasarlamış olsa da bu durumu tüm dünyanın geneline atfeder. Şiddet ve taciz mağduru çocuklar bu olumsuz durumdan kurtulsalar dahi karamsar, saldırgan ve suça meyillidirler. Şiddet mağduru kadınlar da çocuklarını daha çok döverler. Uzunca bir süre olumsuz koşullarda yaşayan bireylerin suça daha çok bulaştıkları gözlemlenmiştir.

Kafalarında gücü tasarlayan mağdurlar ya da kurbanlar, ellerine fırsat geçtiğinde ezen tarafa geçip psikolojik bir tatmin yaşarlar. Bu durum Stockholm sendromundan bağımsız olarak görülse de, altta yatan temel unsur ezen tarafın gücüne hayranlık ve onu elde etme isteğidir.

Küçük bir iyiliğe karşı bile yoğun bir minnet duygusu yaşamak, içinde bulunduğu duruma yönelik kendi kendini suçlama eğilimi, şiddet uygulayanın şiddeti azaltması için onu memnun etme çabaları, mağdur hayatta kaldığı ve saldırganın onu öldürmediği için saldırgana minnet duymak… Tüm bunlar Stockholm sendromunda travmatik bağlanma eğilimi gösterilmesine örnek olarak verilebilir.

Savaşmak ya da Kaçmak Dışında Başka bir Seçenek

Bir birey ciddi bir tehlike ile karşılaştığında içgüdüsel olarak ani tepki verir. (Bu konunun detayı için İlkel Beyin adlı makalemizi okuyabilirsiniz.) “Savaş ya da kaç” ilkesi ile temel dürtüler davranışlara yön verir. Fakat bir bireyin “Savaş ya da kaç” ilkesi ile hareket edemeyeceği zamanlar da olabilir. Bu seçeneklerden ikisi de mümkün olmadığında üçüncü bir yol olan tehdit unsurunun aslında bir tehdit olmadığını kabullenmektir. İşte bu davranış kurbanın onu hayata bağlayacağına inandığı davranıştır ve Stockholm sendromunun içinde yer edinen psikolojik bir davranıştır. Seçenekleri tükenen birey kendine farklı bir seçenek üretmiş olur. Savaşmadan ve kaçmadan bakış açısını değiştirir.

Freud şöyle diyor:

Yüksek ve ciddi tehdit altında bulunan birey, içinde olduğu duruma karşı uygun bir savunma mekanizması geliştirerek kendisini tehdit edene karşı empati kurabilir.

Stockholm Sendromu`nun Medyadaki Örnekleri

King Kong filmi, Celladına aşık olan köle, Costa Gavras’ın Mad City filmi, Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast), Terence Stamp’ın oynadığı The Collector, Woody Allen Sleeper, Sidney Lumet Dog Day Afternoon, The Negotiator, Gırgır ali, Cüneyt Arkın-Hülya Koçyiğit, Seni seviyorum, Yaşar Alptekin, Melike Zobu, Fırtına, Kadir İnanır, Harika Değirmenci.

Kaynaklar:

BBC23

Kaynak sorular:

Stockholm Sendromu nedir? Stockholm Sendromu kimlerde görülür? Stockholm Sendromu’nun tedavisi nasıldır? Stockholm Sendromu’nun belirtileri nelerdir? Stockholm sendromunun gelişim mekanizması, Lima sendromu nedir?, Sendrom nedir?, Sendromlar nelerdir?, Stockholm sendromu ne demek? Stockholm sendromu tedavisi, Stockholm sendromu olayı, katiline aşık olma sendromu, stockholm sendromu ile ilgili filmler, Londra sendromu, Jan Erik Olsson, Stockholm sendromunun anlamı, stockholm sendromunun tarihçesi, celladına aşık olmak, katiline aşık olmak, stockholm syndrome, What is Stockholm syndrome symptoms? Is Stockholm syndrome real love? What is Lima syndrome? What is the battered woman syndrome? Is Beauty and the Beast about Stockholm Syndrome? Stockholm Sendromu testi

bilgezonehttps://bilgezone.com
Bilim, kişisel gelişim, eğitim başta olmak üzere birçok özgün içeriğe sahip Bilgezone, "Türkiye`nin bilge sitesi" sloganı ile yayın hayatına başlamıştır. Bunun için asıl amacımız kaliteli ve faydalı içerik oluşturarak okuyucularımıza katkı sunmaktır. Saygı ve sevgiler...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Most Popular

MENTAL BARİYER KALIPLARI

Mental bariyer nedir? Zihinsel engelleri aşmak kolay mı? Kendimize empoze ettiğimiz ve davranışlarımızı sınırlayan engelleri nasıl yıkarız? Bu soruların cevapları aslında birçoğumuzun yaşadığı, hayatımızda...

Bilge Olmanın İçsel Dünyası

Bilge sözcüğünün terimsel anlamı ve bilgelik olgusunun tanımına bir bakalım mı? Bilgezone olarak konumuz Bilge ve Bilgelik. Bilge ve Bilgelik Nedir? Bilge nedir? Bilge ne anlama...

UTANGAÇLIK DUYGUSUNUN KONTROLÜ

İnsanların bazıları neden utangaç olur? Utangaçlık nasıl bir davranış biçimidir? Gelin utangaçlık nedir? (Shyness) sorularının cevaplarına ve utangaçlığın bilimsel özelliklerine bir bakalım. Utangaçlık, bazı...

Stockholm Sendromu: Katiline Aşık Olmanın Adı

Stockholm sendromu nedir? Stockholm sendromu, rehin tutulan birinin kendisini rehin alan kişi ile yaşadığı diyalog sürecinde ona karşı oluşan duygusal empati ve sempati halidir....

Recent Comments

error: İçerik kopyalanamaz!